Haluk Elbe - Bergama Belediyesi Kültür Yayýnlarý No:7    

BERGAMA' YI SEVMEK NÝÇÝN? (Birinci Basým :1945 Bergama)

            ÖNSÖZ

            Arkeoloji alemi ve kültür dünyasý yetmiþ yýldan beri büyük bir ilgi ve artan bir zevkle Bergama’yý niçin inceliyor? Bergama’yý niçin yer yer kazýyor, cilt cilt yazýyorlar? Aydýn insanýn Bergama hayranlýðý nerden geliyor ve onu niçin , niçin seviyorlar?  Ýþte bu kitapçýk zihinlerdeki bu sorulardan doðdu.

            Bu bilimsel metodla yazýlmýþ özlü bir fikir kitabý deðil, sadece Bergama’nýn içine biraz da hayal karýþmýþ hikayesidir

            Bergama’yý anlatmaða kalkmak büyük bir iddiadýr. Benim cesaretim , Bergama’ya  karþý duyduðum ölçüsüz sevgiye baðýþlansýn.   HALUK ELBE

HALUK ELBE

            Osman Bayatlý’nýn yakýn çalýþma arkadaþý, deðerli müzeci ve eski eser dostu Haluk Elbe Bergama Müzesi’nin ikinci müdürüdür. Osman BAYATLI geleneðini Bergama Müzesinde ve daha sonra Bodrum Müzesinde devam ettirmiþtir.

            Nedir bu Osman Bayatlý geleneði? Bu, eski esere karþý bitmeyen bir sevgi ve bu sevgiyi halka aþýlama çabasýdýr. Bunun için tüm olanaksýzlýklara raðmen kazý yaparak, restorasyon yaparak, elde ettikleri bilgi ve bulgularýn yayýnlarýný yaparak halka ulaþmaya çalýþmýþlardýr.

            Bu küçük kitapta bizlere Bergama’yý niçin sevmemiz gerektiðini anlatýrken; onun antik dünya hakkýndaki bilgisinin ne kadar derin olduðunu öðreniyoruz.

            Haluk Elbe, Osman Bayatlý’nýn ateþlediði meþaleyi Bodrum’a taþýmýþ ve orada Bodrum Müzesi’nin kurucusu olarak eski eser sevgisini ve bilgisini Bodrumlulara aþýlamýþtýr.

            Müzemizin deðerli Müdürünü Bergamalýlar, Bodrumlular ve Türk Müzecileri unutmamýþtýr.

                                                                                                          Ocak 1992

                                                                                                          Nihat SÜMER

                                                                                                          Bergama Müzesi Müdürü

            Dünya uygarlýk tarihini  kendi adý ve  varlýðý ile zenginleþtiren bir þehir vardýr.Bergama…

            Bergama,insanlýðýn rüyasýný gördüðü bir alemin bütün manevi deðerlerini ýþýnlar halinde kültür dünyasýna yansýtan bir þehirdir. Bergama o þehirdeki uygarlýk tarihin fikir yapýsýna cilalý mermerler ve eþsiz kolonlar vermiþtir.

            Bergama, vatandaþlarýna faydalý kanunlar veren ve her yýl baþýnda bu kanunlara uyulacaðýna dair kendisine yeminler edilen (Parmenid) lerin yurdudur.

            Bergama, güzel sanatlarýn ,barýþ severliðin,fikir ve kitap aþkýnýn ,kanuna uymanýn ,kötülükle mücadelenin toptan kýsa adýdýr.

            Büyük Ýskender’den sonra GREK ve Anadolu kültür kaynaþmasýnýn doðal bir sonucu olarak EGE ve Akdeniz kýyýlarýnda parlayan Helenizm uygarlýklarý arasýndan Bergama en baþta gelenidir.

            Bergama, Milattan önce üçüncü ve ikinci yüz yýllarda Helenizm kültürünün kaynaðý olmuþ ve “Helenistik Alemin Atinasý” diye anýlmýþtýr.

            Bergama kültür dünyasýnýn en çok tanýdýðý þehirdir. Dünya dillerinde   Bergama için yazýlanlar bu gün kütüphaneleri dolduruyor. Ve artýk bugün bir Bergama bibliyografyasý hazýrlamak kolay bir iþ deðildir.

            Bugün (x) 17.000 nüfuslu bir kaza merkezi olan Bergama,Milattan önce 3.yüzyýlda doðmuþ bir krallýðýn merkezi idi.

            Bu krallýk,kuzeyde Kaz daðlarýndan ,güneyde Toroslara kadar uzuyor ve bütün Ege bölgesini sýnýrlarý içine alýyordu.

            Büyük Ýskender’in Trakya ve Batý Anadolu’ya hükmeden komutaný Lizimahos’un hazinesi ile imar edilen Bergama þehri,Akdeniz kültür çevresi içinde kýskanýlan bir yüksek sanat ve Edebiyat merkezi olmuþtu.

            Bergama þehri geniþ ölçüde bir baðýmsýzlýða sahipti. Arkhaik dönem Yunan þehirlerinde ve bütün Helenizm þehirlerinde olduðu gibi Bergama’nýn kanunlarý,bir idare meclisi ve bir de Halk meclisi vardý.Memur ve hakimleri Bergamalýlar seçerlerdi.Burada hakim olan tek þahýs deðil,tek prensipti.

(x)1942 yýlý kastediliyor.1990 yýlý sayým sonuçlarýna göre Bergama merkez nüfusu 45.000 dir.

NOMOS ! Yani KANUN !

Gerçi burada bir kral,hem de bütün Helenizm krallarý gibi mutlak bir kral,Akropol’ün en yüksek ve geniþ taraçasý üzerinde mermerden yapýlmýþ sarayýnda oturur,EGE denizinde kudretli donanmasýný yüzdürür ve Toroslara hükmederdi.Fakat kral ,Bergama’da  hukuki yönden ancak mutlak olarak korunaklý Bergama kalesine sahipti.

Bergama krallarý akýllý insanlardý.Onlar Yunan tarihçileri tarafýndan “iyi idareci” ,”barýþçý” , “bilim ve sanatýn koruyucusu” olarak nitelendirilmiþtir.

Bu krallar, daima uzaðý gören uyanýk bir siyaset gütmüþler, hiçbir macera savaþýna girmemiþler,yalnýz saldýrýya uðradýklarý zaman topraklarýný ,þehirlerini korumaya kalkmýþlar ve daima baþarýlý olmuþlardýr.

Bunlardan bilhassa ikisi, Birinci Attalos ile ikinci Eumenes zamaný ki yaklaþýk olarak 80 -85 senelik bir devre Bergama’nýn altýn çaðý olmuþtu. Deðerli kral Attalos basit bir aile kýzý ile mutlu bir evlilik yapýmý, Kral Eumenes bilgin ve sanatkarlarýn dostu olmuþtur.

Arkeologlar tarafýndan çizilen eski Bergama’ya ait planlarý bugün inceleyen þehircilik uzmanlarýnýn gözleri kamaþýyor.

Göklere yükselen o beyaz görkemli mermer þehirdeki tiyatrolar, tapýnaklar, jimnazlar, saraylar, kütüphaneler bu iki akýllý kral zamanýnda yapýlmýþtýr.

200.000 tomarlýk büyük kütüphane zamanýn bilginlerini Bergama’ya toplamýþtý. SPENSER’ýn (x) bir sözü vardýr: “Bir insanýn deðeri kitaplarýna eþittir.”Bu söz elbette toplumlar için de doðrudur.200.000 tomarlýk büyük bir kütüphaneye sahip olan Bergama ölçüsüz bir deðer taþýyordu.

Ýskenderiye, Bergama’nýn þöhret güneþi karþýsýnda artýk gölge idi. Bu yüzden, Mýsýr’dan Bergama’ya Papirüs ihracý yasak edilmiþti. Bu, Bergama bilimine ve kitap aþkýna vurulmuþ bir darbe idi.Bergama bilim çevresinde bunun þaþkýnlýðý uzun sürmedi.KRATES, isminde bir bilgin, ki bu kiþi Homeros’un destanlarýndan ÝLYADA ile ODÝSE’yi  30 cilt olarak yorumlamýþ ve açýklamýþtý.Mýsýr’ýn kaðýt yerine kullanýlan otu PAPÝRÜS’e karþý Bergama’nýn hayvan derisinden PARÞÖMENÝ’NÝ icat etti. Bu icat o zaman dünya bilim aleminde derin bir heyecan uyandýrdý.

Papirüsle Bergama’nýn derisi arasýnda Roma’da açýlan yarýþmayý Bergama kazandý.

Bu deriye Bergama’nýn Latince söyleniþi olarak PARÞÖMEN (x) denildi. Ve “Ýnsanlýk durdukça bu kaðýdýn dayanýr olduðuna hükmedildi” böylece Bergama, kitabý ve düþünceyi sonsuza taþýmanýn sýrrýný bulmuþtu.

Görkemli Bergama Kütüphanesi, Akropol’de Athena mabedinin üstünde yükseliyordu. Kütüphane büyük þair ve yazarlarýn heykel, büst ve portreleriyle süslenmiþti.

Salonda HOMER’in tunçtan bir heykeli gözü çekiyordu. Ziyaretçiler, safo’nun büstü altýnda þu yazýyý okuyorlardý:

“Ýsmim SAFO ..NEROÝT,þarkýda nasýl erkekleri geçtiyse ben de þiirde kadýnlarý öyle geçtim.”

Bu salonda HEREDOT’un Milas’lý lirik þair TÝMON’un ve deðerli bir geometrici olan APOLLONÝYOS’un büst ve portreleri vardý. Böylece bu kütüphane, bir kitap deposu deðil; güzel sanatlar sergisi idi.

Bugün büyük kütüphane ve Akademyalarý büyük adamlarýn portre ve büstleri ile süslemek adeti Bergama’dan kalmýþtýr.

Bergama güzel sanatlar sahasýnda eriþilmez bir zirve idi.

Akropol’ü baþtanbaþa süsleyen birbirinden güzel mimari eserleri arasýnda hele bir tanesi var ki; bu eser sanat tarihinde eþsiz birinci olarak tanýnmaktadýr. Bu bir tapýnaktý.

II. Eumenes zamanýnda Akropol’ün II.terasýnda kurtarýcý büyük Zeus’a bir þükran ifadesi olarak yapýlmýþtý.Romalý yazar Ampelyos’un “Anýlmaða deðer þeylerin kitabý ve dünya mucizeleri” adlý eserinde bu tapýnaktan uzun uzun söz edilmektedir.

I.Attolos bütün Anadolu’yu dehþet içinde býrakan ve Bergama’yý haraca kesmek ve yaðma etmek isteyen barbar Galatlarla Soma civarýnda, Bakýrçay vadisinde yaptýðý savaþta Galatlarý yendi. Bu zafer yalnýz Bergama’yý deðil bütün uygar Anadolu þehirlerini de yakýlýp yýkýlmaktan kurtarmýþtý.Onun için bu zafer Akdeniz çevresinde büyük yankýlar uyandýrdý.Attalos her tarafta “SOTER” galip diye selamladý.Bergama ve Atina’da zafer anýtlarý dikildi.Atina’nýn on kabile ve soydan gelmiþ ve kendilerine dini ayin yapýlan on efsane kahramaný arasýna Atinalýlar,Attalos’u da kattýlar.

Ýþte EUMENES, Bergama krallýðýnýn kuvvet ve servetçe en yüksek devrinde ZEUS SUNAÐI’ný bu büyük zaferin hatýrasý ve Bergama’nýn güzel sanat bakýmýndan üstünlüðünü göstermek için yaptýrmýþtý.

Tapýnaðýn dört tarafý mermer kabartmalarla süslü idi.Tapýnaðý dört taraftan kuþatan 120 metre uzunluðunda ve iki metre geniþliðindeki frizlerde Bergamalý savaþçýlarla GALATLAR yerine OLYMPOS Tanrýlarýnýn Titanlara yeni devirlere karþý ürkütücü ve arkasý gelmez mücadeleleri tasvir edilmiþti.

TÝTAN’lar yani korkunç devler ,aslan baþlý insan vücutlu yaratýklar olarak gösterilmiþti.O zaman ki sanat görüþüne göre önemli olan tarihi olay deðil;düþüncenin kendisi idi.

Düþünce þu idi:  GREK Kültürünün barbarlýða zaferi, bilimin bilgisizliðe iyinin kötüye üstünlüðü.

Bunun için Bergama sanatkârlarý konularýný Yunan mitolojisinde aradýlar.

 Bu kabartmada devler, insanoðlunun hiçbir bað tanýmayan ihtisas ve heyecanlarýný Tanrýlar ise, akýl mantýk , düzen ve kanunu simgeliyordu.

Bu savaþ: Doðal ve toplumsal aleme düzen getiren ve bu düzeni korumaya çalýþan tanrýlarla henüz denetim altýna alýnmamýþ kaba, vahþi, hiçbir yüksek kanuna baðlý olmayan doðal güçleri arasýnda sonsuz mücadele idi.

Bu konu Yunan sanatýnda çok kullanýlmýþtýr. Fakat hiçbir zaman bu acý didiþme ve boðuþmanýn zorluðu, bu kadar ikna edici olarak, Bergama’nýn ZEUS kurban mabedindeki kabartma kuþaðýnda olduðu gibi böyle devasa bir ölçüde ifade edilmiþ deðildir.

Bugün binlerce sene sonra bile, insan toplumunda ayný mücadele sürüp gitmekte ve insanlýðýn en büyük ve sonsuz zaferi için bilim,akýl,kanun;bilimin ýþýðýný ve erdemin aðýrbaþlý alnýný görecek gözleri bulunmayan kör Titanlarla dünyanýn  her tarafýnda savaþmaktadýr. Ýyiliðin kötülüðe üstün geleceðine inanan Bergamalýlar bu inançlarýný ZEUS kurban mabedinin mermer kabartmalarýnda sonsuzlaþtýrmýþlar ve insanlýðýn bir gün en büyük zafere ve sonsuz mutluluða eriþeceðini müjdelemiþlerdir.

Akropol’de eski zamanýn diþili ve erkekli Tanrýlarýn hemen hepsi için tapýnaklar yapýlmýþtý. Bu tapýnaklarýn hepsi birbirinden güzeldi. Ve kat kat tarasalar üzerinde inþa edildiklerinden birbirlerinin üzerinde soylu bir güzellikle yükseliyorlardý.

Gençlik jimnazýnýn üstünde Zeus’un iffetli ve kýskanç tanrýsý HERA, onun saðýnda bereketin diþi tanrýsý DEMETER, onun üstünde düzen ve adaletin kendisi olan Bergama sanatýnýn zaferi  ZEUS, onun üstünde akýl ve bilginin ve savaþýn diþi tanrýsý ATHENA ,onun üstünde TRAYAN ve TRAYAN’ýn gölgesinde de zarif BACCHUS Tapýnaklarý eþsiz bir uyumla görkemli bir tablo oluþturuyordu.Yazýn,bu tapýnaklar ak mermerlerinde Bergama’nýn soylu ve sanatkar ruhunun ýþýl ýþýl yandýðýný EGE gemicileri görürlerdi.

Akropol’ün güneye bakan teraslarýndan neþeli bir gürültü yükselirdi. Bu inceli kalýnlý seslerden örülmüþ gürültü jimnazlardan gelirdi. Binlerce çocuðun ve gencin birleþmiþ hayat dolu sesi. Gençler jimnazý bir üniversite idi. Üniversitenin güneye bakan uzun ve muhteþem revaký önünde mermer terasa hakim yarým daire þeklinde büyük mermer kürsüde dünyanýn en ünlü bilginleri konuþurlarken yüzlerce genç, mermer terasta beyaz bir kitle halinde bu dersleri takip ederdi.

Heykel ve resim salonlarýnda genç sanatkârlar Bergama sanat ekolü üstadlarý yanýnda çalýþýyorlardý. Okulun 1000 kiþilik tiyatrosunda kývýrcýk saçlý genç þairler þiirlerini okuyorlardý.

Korent tarzýnda yapýlmýþ sütunlarýn süslediði üç koridorda kol kola yürüyen ve bilimsel tartýþmalar yapan gruplara rastlanýrdý. Jimnaz’ýn önünde, atletlerin kýþ çalýþmalarýna mahsus 200 metre uzunluðunda kapalý bir salon vardý. Atletler beden terbiyesi öðretmenlerini gözetimi altýnda burada çalýþýyorlardý. Yani bir rekor kýrmýþ gençler, arkadaþlarýnýn omuzlarý üstünde ve taþkýn baðrýþmalar, alkýþlar arasýnda jimnazýn mermer terasýndan geçilir, yüzme havuzuna götürülürdü.

Jimnazýn çeþitli yerlerinde fikir ve beden hareketlerinde birinciliði kazananlar için iftahar levhalarý asýlmýþtý. Beden terbiyesine fevkalade önem verilirdi. Beden terbiyesi öðretmenlerinin konumu felsefe ve mantýk öðretmenleriyle ayný derecede idi.

Bu suretle Bergama, askeri durumdan aþýlmaz bir kale, bilimsel bakýmdan eriþilmez bir varlýktý.

Eski Bergama’nýn bir özelliði de tiyatrolarý idi. Tarihi hiçbir þehirde bu kadar çok tiyatroya rastlanmaz. Akropol’deki 15.000 kiþilik dünyanýn en dik tiyatrosundan baþka çeþitli yerlerde  50.000, 25.000, 4.000 kiþilik tiyatrolar da vardý.

Bu tiyatrolarda, bayram günlerinde kahramanlar ve memlekete hizmet etmiþ büyükler için yazýlmýþ þiirler, destanlar okunur, SOPHOKLES’in trajedileri oynanýrdý.

Agoralar, halkýn aldatýlmadan alýþ veriþ ettiði yerlerdi. Bu pazar yerlerinde alýþveriþi düzenleyen kanunlar, mermer kolonlar üzerinde, halkýn gözü önünde dururdu. Çarþýda daima hazýr bulunan bir kontrol heyeti herhangin bir þikayeti dinler, kanunsuz alýþveriþi önlerdi.

Ýçme sularýný kirletenler, genel havuzlardan hayvan sulayanlar, laðým sularýný kanallardan dýþarý akýtanlar, hayvanlarýný baþýboþ býrakanlar bu kanunlara göre aðýr surette cezalandýrýlýrdý.

Þehrin suyu 56 kilometrelik bir uzaklýktan, Madra Daðýndan, daðlar ve dereler üzerinden atlatýlarak getirilmiþ.

Bu su tesisatý Helenistik devrin en büyük eserlerinden biri sayýlmýþ, çünkü bu tarihe kadar hiçbir yerde bu derece muazzam su tesisatý vücuda getirilmemiþtir.

Sonradan bu görkemli iþ nefis bir efsanenin konusu olmuþtur.

Þehrin medyalarýnda, memlekette büyük hizmetler yapmýþ, büyük vatandaþlarýn heykelleri dikilmiþti. Filozof, matematikçi ve mimar olan, ayný zamanda ünlü GALÝNOS hekimin babasý bulunan NÝKON, bu þerefe eriþenlerden biri idi.

Akropol’ün yeþil Bakýrçay Ovasýna bakan güney ve doðu yamaçlarýnda, renk mozaikli küçük teraslarda saðlýklý evler vardý. Konsül Attalos’un evi önünden geçenler taraçaya açýlan yemek salonunun saðýnda ve solundaki köþeli iki mermer sütun üzerinde tunç büstler görürler ve mermer kitabelerde þu yazýyý okurlardý:

-Yeyiniz,nefis þaraplardan içiniz!...

Attalos’un misafir severliðinden yararlanýnýz.

Büyük ve muntazam parkelerle döþeli geniþ bir yol, kavisler çizerek ve birbirinden güzel yapýlar arasýndan geçerek Akropol’e çýkardý. Tüyleri pýrýl pýrýl yanan soykanlý Bergama atlarýnýn nal sesleri yol boyunca uzayýp giderdi.O Bergama atlarý ki Olimpiyatlarda yapýlan arabalý arabasýz koþularda bütün yarýþlarý kazanmýþlardý.

Pitanlý þair Arceslas,o zamanki uygar dünyada bir savaþ zaferi kadar ilgi uyandýran  ve heyecan vesilesi olan bu yarýþlar için yazdýðý bir destandýr.

“Bergama yalnýz silahlarý ile deðil, fakat atlarý ile de maðrurdur. Eðer ölümlü büyük tanrýnýn isteðini ifade edebilirse diyelim ki, Bergama gelecekte daha büyük þan ve þereflere nail olmaya layýktýr.” Demiþ ve ZEUS’un isteðini ölmez mýsralarla belirtmiþti.

Selinos çayýnýn karþý tarafýnda 25.000 kiþilik bir tiyatronun yanýnda, Akropol’e bakan muazzam bir kapý, her gün þafakla açýlýyor ve güneþin batýþý ile kapanýyordu.

Bu, Asklepeion’un , “Bergama Saðlýk Yurdunun” kapýsý idi.Bu kapý 800 yýl ayný törenle açýlmýþ ve kapanmýþtý.Bu muazzam kapýdan ,sopasýna dayanan,veya bir arkadaþýn yardýmý ile yürüyebilen , sedyede, sýrtta giden ,ateþli bitkin hastalar, körler, topallar giriyorlardý.

Ve ayný kapýdan, gözleri hayat ýþýðý ile dolmuþ, yüzleri yaþama zevkini neþesiyle güzelleþmiþ insanlar kapýdaki bekçilere bahþiþ vererek çýkýyorlardý.

Ýçeriye girenler, iki yaný revaklý bir kilometrelik bir yolda 500 sütunun arasýndan gölgeleþerek, bütün varlýklarýný ve ýzdýraplarýný unutarak, þaþkýnlýk hisleri içinde geçiyorlardý. Ýnsanlarýn baþýnýn döndüren bu sonsuz Kolon dizisi arasýndan kimler geçmemiþti? Bunlar yalnýz Bergamalý deðildi.

Sütunlarýn mermer kaidelerinde dinlenen veya baþýný teslimiyetle eðilmiþ bu hastalar arasýnda, Efes’li, Milet’li, Sart’lý, Atina’lý, Roma’lý, Antakya’lý, Trakya’lý, Ýskenderiye’liler vardý. Bunlar arasýnda fakirler, zenginler, bilginler, imparatorlar vardý.

Burasý ölümün giremeyeceði bir yerdi. Bunu hastanenin mermer kitabesinde okuyan en ümitsiz hastalarýn yüreðine su serpiliyor ve yaþama gücü artýyordu. Bu kitabe þöyle idi:

“Bütün tanrýlarýn onuru için kutsal bir yer olan Asklepion, ölüm tanrýsýna kapalýdýr.” Ve ölüm tanrýsýndan kaçanlar ancak burada kurtuluyorlardý. Ýþte Bilgin, Hatip, Þair Balýkesir’li ARÝSTÝD ,Roma Ýmparatoru  AVRELYUS ANTONÝNUS  KARACALLA ve hatta hekimlerin babasý CALÝNOS  bu kapýdan ve bu revaklý yoldan geçmiþler,yuvarlak  Eskülap mabedinde,Zeus baþlý,kulaklarý küpeli ve sevgi dolu müþfik gözlerle ufkun derinliklerine dalan Saðlýk Tanrýsý Eskülap’ýn altýn heykeli önünde diz çökmüþler ve saðlýk dilemiþlerdi.

Burada ýstýraplarý, bin bir derde deva olan kutsal su,güneþ,müzik,þiir,telkin,mermer ve tiyatro dindiriyordu.Burda her þey huzur,saðlýk ve güven verici idi.Beyaz harman yerlerine bürünmüþ hastalar,beyaz gölgeler gibi sessizce dolaþýyorlardý.Kimi mermer havuzlarda banyo yapýyor, kimisi kuzey koridorunun iyonik sütunlarý dibindeki uzun mermer merdivenlere oturmuþ, çýplak vücudunu Apollon’un þifalý ýþýnlarýna veriyordu.Gücünü ve takatini hafif jimnastik hareketleriyle deneyenler de vardý.

Asklepyatlar, yeni geliþmiþ ve kutsal havuzda banyosunu yapmýþ bir hastayý aðýr adýmlarla bir galerinin taþ merdivenlerinden indiriyorlardý. Bu serin galeri onlarý, hastanýn ilk gece, su þýrýltýlarý arasýnda, rüyasýný göreceði yataðýna götürüyordu.

Büyük mermer avluda, asýrlardan beri gelmiþ geçmiþ hastalarýn minnet ve þükranlarýný anlatan kitabeler, adaklar ve hastaneyi süsleyen binlerce büst ve heykel vardý.

Beyaz gölgeler tanrýlara, tanrýlaþtýrýlmýþ hekimlere, minnet, þükranlarýný söyleyen sevgi ve saygýlarýný sunan kitabeler karþýsýnda saatlerce kalýyor, uzun uzun düþünüyorlardý:

“Saðlýk yurdunun baþhekimi NÝKOMEDÝS büyük bir bilgin ve Filozoftur. Yüksek bir idare adamýdýr. Herkesin sevgisini kazanmýþtýr.Onu saygý ile anýnýz!..”

“Ey birinci sýnýf þehir! Buranýn baþ hekimi KLAVDÝYOS  büyük bir inanç ve canla baþla çalýþmýþtýr.Sen de ona sevgi ve saygý göster!..”

“Buranýn bilgini ve filozofu FLAVÝON en büyük adamdý.O tanrý olmadýðý için öldü.Sen onu unutma!...”

“Filozof ve hatip LÜKÝOS ‘un yüksek hizmetlerine Bergama’nýn minnet anýdýr.”

Gümüþten üçayak üstündeki bir kitabede :

“Bu ünlü Aristid’in adaðýdýr.O öncesiz söylevlerin muzaffer bestekarýdýr.”

VENÜS’e yapýlmýþ bir adakta:

“Sen biliyorsun ki bunu kim adak verdi. Yine sen biliyorsun ki ne için armaðan etti ve yine sen biliyorsun ki sana nice minnetlerle baðlýdýr” deniliyordu.

Çýplak omuzlarý güneþte ýþýldayan güçlü erkek heykellerin ayak adalelerindeki mermerleþmiþ sýhhatte parmaklarý ile dokunarak, bir saðlýk özlemi içinde, bu ayaklarý öpenler vardý.

Mermer avluda, tatlý bir þýrýltý ile akan kutsal suyun yaný baþýnda, kývýrcýk saçlarýný bir örtü ile örten, üç insan boyundaki Karakalla heykelinin kaidesindeki uzun kitabe, fakir hastalar için çok eðlenceli bir mevzu oluyordu:

“Germenya, Ýngiltere sahibi, Makedonya Egemeni, Ýmparator, Üçüncü Tribün, 17’nci Konsül, 4’üncü Pronkonsül ve vatan babasý olan Ýmparator ANTONÝNO için..”

Bir mermer revak halinde yapýlmýþ kuzey koridorunun sonunda her akþam LÝR ve flüt sesleri yükselir. Burasý hastanenin 4.000 kiþilik mermer tiyatrosudur. Bu müziði duyan beyaz gölgeler yavaþ yavaþ tiyatroya doðru yürür. Ve mermer basamaklara otururlar. Tam zamaný gelince tiyatronun 3 katlý ve mermerden yapýlmýþ cephesindeki 5 kapýdan yüzlerinde seramik maskeler taþýyan komedi aktörleri sahneye girecekler. O zaman bu mermer gradenlere oturmuþ 4000 hasta insan bütün ýzdýraplarýný unutacak kuzey rüzgârlarýnýn Kozak yaylasýndan getirdiði çam kokularýný ciðerlerine doldurup hep beraber alabildiklerine gülecekleri bir neþe kokusu olan bu kahkahalarý Akropolün surlarýnda dolaþan nöbetçiler duyacak. Hastalar tiyatronun mermer gradenleri üzerinde katýla katýla güle dursunlar. Hastanenin nefis bir sanat eseri olan kitap salonunda, beyaz harmaniyesine sarýnmýþ siyah gül sakallý geniþ alýnlý, müþfik bakýþlý bir hekim, mermer bir masa üstünde parþömenlere yazýlar yazýyordu.

Boynunda ince, altýn bir zincire baðlý madalyon sallanýyordu.O zamanlar bütün týp dünyasýnýn bildiði bu madalyon üzerindeki ince yazý þu idi:

“Romalýlar’ýn imparatoru Antonen’den hekimlerin imparatoru Calinos’a”

Evet bu mermer salonda sessiz çalýþan siyah sakallý adam Bergama’yý bir vebadan kurtaran hekimlerin imparatoru Calinos’tu:

Madalyon da; Roma imparatoru Mark Orel’in bir minnet ve þükran hatýrasý idi.

CALÝNOS týp biliminin temellerini belirleyen 500 cilt kitabýný bu mermer masa üstünde yazmýþtý.

Salon boþtu. Pencerelerde cam yerine ýþýðý geçiren gayet ince, þeffaf mermer plaklar vardý. Duvarlarda mermer kaplamalý idi. Taban renkli mermerlerden harikulade bir mozaikti.Kapýnýn karþýsýndaki büyük niþte,sol kolunda harmaniyesini tutan imparator Adriyan’ýn çýplak bir heykeli vardý.Bu, saðlýk yurdunda büyük tesisler vücuda getirmiþ “güzel sanatlarý seven ve koruyan”  bir imparatora kadir bilir ,zengin bir Bergamalý kadýnýn hediyesi idi.

Hastaneye, Geyikli daðýnýn gölgesi düþünce hekimlerin imparatoru, bir imparator heykelinin süslediði bu mermer salondan aðýr aðýr çýkýyor, yuvarlak mabede giderek saðlýk tanrýsý Askleopios’un önünde eðiliyordu.

Güneþin son ýþýklarý, Asklepeion’un deðiþmez kanunu olan þu kitabeyi aydýnlatýyordu.

“Asklepion her türlü saldýrýnýn dýþýndadýr.”

Þimdi kitaplarýn anlattýklarý bu masal dünyasýný merak edip dünyanýn dört tarafýndan görmeye gelenler arasýnda kimler yok?

Biz Asklepion’un mermer tiyatrosunda Galinos Hekim þefref locasýnda, Atatürk’ün emsalsiz alnýna güneþin vurduðunu seyrettik.

Yine bir sevgili Ýnönü’müzü gençler jimnazýnýn mermer kürsüsü üstünde uygarlýk tarihinin muhteþem yapýsýna iþlenmiþ mermerler ve eþsiz kolonlar hediye etmiþ fikir Bergamasý’ný düþünürken gördük.

Biz Romanya’nýn sportmen,uzun boylu kralý korolu Bacchus Mobedi’nin yere devrilmiþ ,muazzam korent baþlýklarýný hayretle seyrederken ;

Fransa’nýn büyük devlet adamý babacan HERYO’yu mabedlerin mermerleri arasýnda yetiþmiþ sarý çiçekleri mukaddes bir hatýra gibi toplarken gördük.

Uzun sakallý be gözlüklü alimler gördük ki, Akropol’ün Helenistik duvarlar önünde koltuklarýnýn altýndaki kitaplarý saatlerce karýþtýrdýlar.

Sanatkârlar gördük,15000 kiþilik tiyatronun sahnesinde þiirler irþad ettiler.

Yazarlar gördük, devrilmiþ bir kolonun üstünde düþündüler.

Ýpek harmaniyeli esmer Hintliler, çekik gözlü Çinliler gördük.

Batýlýlar gördük, doðulular gördük, kuzeyliler,güneyliler gördük.Ve hepsini hayran , hepsini büyülenmiþ uðurladýk .

Bergama o sihirli kelimedir ki,bununla bütün bir uygarlýk ifade edilir.

Bergama bilim ve kitap sevgisinin kanun saygýsýnýn ,güzel sanatlarýn,muhteþem bir mimarinin,þehircilik ve belediyeciliðin toptan adýdýr.

Bergama özgürlük ve demokrasinin düzen ,güvenlik,saðlýðýn, onur ve erdemin iyi vatandaþlýðýn simgesidir.Bir destanýnda:

“Eðer bir ölümlü büyük tanrýnýn istediðini ifade edebilirse diyelim ki;Bergama gelecekte daha büyük þan ve þereflere eriþmeye layýktýr…”Demek sureti ile büyük Zeus’un muradýný ölmez mýsralarla aktaran Pitanlý þair Arceslas,Bergama’nýn parlak alýn yazýsýný insanlýða 2000 sene önce muþtulamýþtý.

Daha büyük þan ve þereflere eriþmiþ Bergama , sorumlu insanlýk dünyasýnýn tesellisi ve iftihar edeceði süsü olacaktýr.

Bergama’yý sevmek , güzele tapmak, iyinin zaferine inanmaktadýr.

“Bergama” bir anlayýþtýr. Yarýnýn mutluluðu bu anlayýþtan doðacaktýr.

Arkeologlarýn kazmasý bütün Bergama topraklarýný henüz açmadý.

Klasik devrin Bergama’sý, hala kalýn ve aðýr toprak örtüsünün altýnda uyumaktadýr. Bu örtüyü kaldýrdýðýnýz gün nasýl sanat ve mimari mucizeleri ile karþýlayacaðýmýzý bilmiyoruz.

Ufak yoklamalar olumlu ve parlak sonuçlar verdi. Bu örtüyü klasik devrin sýrtýndan çektiðimiz gün, kültür dünyasýnýn bir defa daha gözleri karmaþacak ve baþý dönecektir.

BU YAZI ÝÇÝN BAÞVURULAN ESERLER:

1-Hellenizm tarihi (1.cilt)Profesör Emin BOÞ
2-Eski Bergama’da Asklepiyon-Osman BAYATLI
3-Bergama’da Fikir Adamlarý –Osman BAYATLI
4-Bergama’nýn meþhur merbahý: Yeni Türk Mecmuasý sayýsý:39-Jale Aziz OGAN
5-Bergama Kurban Mabedi: Fikirler Mecmuasý (1937-150)Adolf NOPP-Rauf ÝNAN
6-Ege Masallarý: Radyo Mecmuasý –Dr. Halil DEMÝRCÝOÐLU
7-Bergama’da Efsaneler, Adetler-Osman BAYATLI